Google Reklamlari

Sultan ile köle

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Olacak ya, köle bir gün Sultan Mahmud’un kölesi olmuş. Sultan köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedarı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş.

Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlarındaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikâyet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar. Bir gün Sultan’ın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş;

Google Reklamlari

-Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim

Sultan buna inanmamış. “İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim” demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan, köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine,

-Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?

diye sormuş.

-Bir hiçtin sen… Sadece satılacak basit bir köleydin ve Allah, Sultan’ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lütfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe sende aşağıda olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!

Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan’la yüz yüze gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz’ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağıya yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş.

-Bugüne kadar mücevherlerimin haznedarıydın, ama şimdi… kalbimin haznedarısın. Bana, benim de bir hiç olduğum, kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin..

BAŞKA BİR HİKAYE: AKIL AKILDAN ÜSTÜNDÜR

-‘Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!’ demiş.



Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana; 

— ”Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.” 

Padişah,

”Bunun neresi yalan?.. Kuş kartaldır, arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!..” 



— ”Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..” 

Padişah,

”Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!..” 



— ”Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!” 

Padişah,

”Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.” 

Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş. 


Ama bir gün adamın biri gelmiş:

— ”Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. 

Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde!..

Google Reklamlari

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir