Google Reklamlari

Fıçıya düşen karınca

Bir fıçının içine bir karınca düşmüş. Bir insan gelmiş fıçının başına. Ne işin var senin burada demiş, karıncayı ezmiş yok etmiş.

Bir karınca daha düşmüş fıçının içine. Bir insan gelmiş fıçının başına. Karıncayı görmüş. Kimseye zararın yok senin sevimli hayvan hadi fıçıda yaşa demiş.

Google Reklamlari

Bir insan gelmiş sonra fıçının başına. Karıncayı görmüş ve şeker serpmiş fıçının içine yesin diye.

Bu üç insan kim mi?

Birincinin adı: Bencil,

İkiciyi; Hoşgörü diye çağırıyorlar.

Üçüncü mü? O sevgi işte…

BAŞKA BİR HİKAYE: Sizin Eğitimde Milli Ruh Yok

Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bir olay anlatılır:

Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Özal’ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişler: “Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!”

Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.”

 Bürokratlardan biri atılır: “Ama bizim Hiroşima’mız yok ki!”

Japon uzmanın cevabı bize tokat gibidir: “Sizin Çanakkale’niz on Hiroşima eder!”

Bir söz: Umut olmayan yerde girişimcilik de olmaz.

BAŞKA BİR HİKAYE: GÖÇMEN KUŞLAR

Tanınmış gezgin Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu’nun ıssız bir yerinde çığlıklar atan milyonlarca kuşun havada daireler çizerek uçtuğunu gürdü.

Kulakları sağır edecek denli yüksek sesle çığlıklar atan kuşların kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgaları arasına atıyorlardı. Onlar bu son hareketleriyle yaşamlarına son veriyorlar, kendilerini okyanusun dalgalarına bırakırken çaresizlikten ölüme teslim oluyorlardı.

Açıklama: http://www.fencebilim.com/notlar/resimler/gocmen.jpg

Bu olaya yalnızca Thomas Cook değil, o bölgedeki balıkçılarda yıllardır tanık olmuşlardı. Kus bilimcileri ise, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar, fakat onların, birbirleri peşi sıra kendilerini ölümün kucağına atmalarının nedenini bir türlü çözemiyorlardı…. Gerçek geçtiğimiz yüzyılın ortalarında anlaşıldı. Bu trajik olayın yaşandığı yerde bir zamanlar bir ada vardı. Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu ada, bir deprem sonunda okyanusa gömülmüştü. insanların yok olduğunun bile farkına varamadıkları ada, göç yollarının ortasında kuşlar için vazgeçilmez “dinlenme” durağıydı. Kuşlar binlerce yıllık kalıtımsal alışkanlıklarıyla adanın yerini bilmekteydiler..

Yıpratıcı uzun yolculuklarının ortasında biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için yine binlerce yıllık kalıtımsal güdüleriyle, okyanusun ortasındaki adaya geliyorlardı ama…olması gereken yerde adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına bırakmak zorunda kalıyorlardı… Söz kendini toparlamaktan açılmışken soralım sizin hiç “kendinizi toparlayacağınız” bir adanız oldu mu? Yasamın uzun göç yollarında acaba sizinde bir yudum taze soluk alabileceğiniz yolunuzun kalan bölümüne dinç olarak devam etmenizi sağlayabileceğiniz bir adaya sahip olabildiniz mi? Bir gün yerinde bulamadığımızda ise ona ille de ulaşmak ve sığınmak için basınız dönercesine, dengeniz bozulurcasına çırpınıp kanat çırptığınız bir ada oluşturabildiniz mi yaşamınızda kendinize? Her şeyi sınırsızca paylaşabileceğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak denli güven duyduğunuz bir arkadaş, size her zaman huzur verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi? size gelen size sığınan… sizin gittiğiniz, sizin sığındığınız sizin bulduğunuz dostlarınızı bir düşünüverin. Sonra da gerçeği görüverin gözlerinizle….

Google Reklamlari

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir