Google Reklamlari

En ağır 5 suç!

Konfüçyüs, Hükümdar’ın isteği üzerine bir süre için şehrin yönetiminde olmayı kabul etti. Yedi gün izledi. Yedinci gün yüksek memur Şao-Çeng’i idam ettirdi, cesedin üç gün açıkta kalmasını emretti.

Öğrencileri çok şaşırdılar, yanına gittiler, sordular: “Şao-Çeng bu şehirde hatırlı ve kuvvetli bir adamdı. Şimdi şehrin yönetimini aldıktan sonra ilk işiniz onu astırmak oldu. Bu yaptığınız doğru mudur? Bildiğimiz kadarıyla bu adam haydutluk, hırsızlık yapmamıştı…”

Google Reklamlari

Konfüçyüs “yaptığımın nedenlerini size anlatayım” dedi ve anlattı:

“Dünyada beş ağır suç vardır. Haydutluk ve hırsızlık bunların arasında değildir, daha sonra gelirler. Bu beş suç şunlardır:

Birincisi uyumsuz ve asi bir tabiatla birlikte gözüpeklik;

İkincisi aşağı bir hayat tarzıyla birlikte inatçılık;

Üçüncüsü çenesinin kuvvetli olmasıyla birlikte yalancılık;

Dördüncüsü herkesin ayıbını, kusurunu aklında tutmakla birlikte herkesle dost geçinmek;

Beşincisi hak ve adalet duygusu olmamakla birlikte yaptığı haksızlıkları süslü ve parlak gerekçeler arkasına gizlemek.

Şao-Çeng’de bunların beşi de vardı. Nereye gitse taraftar topluyor, hizipler yaratabiliyordu; aldatıcı fikirlerini parlak konuşmaların arkasına gizleyebiliyordu; zulmüyle adaleti tersine çevirebiliyordu.

Aşağılıklar birleştiği zaman ortaya çok güçlü bir kötülük çıkar.
Ben de şehir halkı için tasalanmak yerine bu adamı idam ettirmeyi tercih ettim.”

BAŞKA BİR HİKAYE: AYAZ GİBİ OLMAK

Ayaz gibi olabilene ne mutlu…..

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan
Mahmud’ un kölesi olmuş.
Sultan, köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş.
Derken Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedârı
tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir
olmuş.

Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar. Hasetleri
ve kibirleri yüzünden, sözüm ona basit bir köleye böyle bir mevki
verilmesinive kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler.
Bu duygular içinde, özellikle Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha
çok şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek
için ellerinden geleni yapmışlar.

Bir gün Sultanın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş:
Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi
çaldığından adım gibi eminim. Sultan kulaklarına inanamamış. İşin aslını kendi
gözlerimle görmeliyim demiş. Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride
olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş.

Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonrada açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın
karşısına geçmiş. Kendi kendine, Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun? diye sormuş. Bir Hiçtin sen…
Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultanın eliyle sana
rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla nereden
geldiğini unutma!

Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler.
Şimdi sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima hatırla
Ayaz, hatırla! Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru
yürümüş.
Hazine dairesinden çıkarken birden Sultanla yüz yüze gelmiş. Sultan
gözlerini Ayazın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağı yaşlar
süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş.

Ve Sultan Mahmut: Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi… kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi
Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin demiş.

Google Reklamlari

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir